• ULUSLARARASI KRİSTAL TURNA KISA FİLM YARIŞMASI BAŞVURULARI BAŞLADI
  • KARADENİZ’İ BİR DE BÖYLE İZLEYİN
  • ‘DEREBAŞI VİRAJLARI’ DÜNYANIN EN TEHLİKELİ YOLU SEÇİLDİ
  • EN GÜZEL 10 ŞELALADEN 3’Ü KARADENİZ’DE

logo

“KALANDAR SOĞUĞU” TOKYO’DA YARIŞACAK

Bir dağ köyünde yaşanan sıkıntıları beyaz perdeye aktaran Yönetmen Mustafa Kara “Kalandar Soğuğu” filmiyle Tokyo Film Festivali’nde yarışacak. Kara, filminin başarısını biraz da doğal oyunculuğuyla dikkat çeken başrol oyuncusu öğretmeni Haydar Şişman’la yakaladığını söylüyor.


KalandarSoğuğu-Röp-3Genç yönetmen Mustafa Kara, Karadeniz’de en soğuk günlere verilen “Kalandar Soğuğu” adından yola çıkarak bir dağ köyünde yaşanan zorlu bir hayatı beyaz perdeye aktardı. Kara, Tokyo Film Festivali’nde 16 ülkeden seçilen filmlerle yarışacağı için şimdiden heyecanlı. “Çok zor şartlarda çalıştık ama iyi bir film çıktı” diyen Kara’yla filminin hikayesini konuştuk.

Önce filmin hikayesinden başlayalım mı?
“Kalandar Soğuğu” filmi, Karadeniz’in bir dağ köyünde yaşayan Mehmet ve ailesinin hikayesini anlatıyor. Başrol oyuncusu Mehmet, beslediği birkaç hayvanla günlük ihtiyaçlarını temin ederken, diğer yandan da ailesi için dağlarda maden rezervi aramaktadır. Zamanla umutsuz bir çabaya dönüşen maden arama fikri, Mehmet’in duyduğu bir haberle yerini yeni bir maceraya bırakırıyor. Bu filmde aslında insanın doğayla olan ilişkisini ve umudunu anlatıyoruz. Modern zamandan uzak yaşayan birinin aslında modern zamanda yaşayan biriyle aynı hayatı yaşadığını, umutlarının ve zaaflarının aynı olduğunu aktarmaya çalışıyoruz. Gerçek olan kurmacayı kurarken de gerçekte var olana yaklaştırmaya çalıştık. Filmdeki hikaye sıradan bir yaşam mücadelesi gibi görünen bir hikaye değil. Bu hikâyenin arka planında, dokunaklı bir hayatın, inceden inceye örülen bir mücadelenin, doğa, insan ve hayvan ilişkisinin naif bir portresi çizilmektedir.

KalandarSoğuğu-Röp-4BİR İNSAN HİKAYESİ

Filmde görsel bir şölen dikkat çekiyor. Nerede çekimleri yaptınız?
Filmin büyük bir kısmı, Trabzon’un Maçka ilçesinin 2000 rakımda olan bir dağ köyünde çekiliyor. Diğer kısmı da Artvin’in Murgul ilçesinde boğa güreşlerinin olduğu yerde geçiyor. Filmi çok zor şartlar altında çektik. Filmde 4 mevsim geçiyor ve kamera önündeki oyuncuyla birlikte aynı zamanda da mevsimleri de ayarlamamız gerekiyordu. Bu biraz bizi zorladı. Sisi ve güneşi oyunumuzla bütünleştirmemiz çok zor oldu.

‘Kalandar Soğuğu’ ismi çok ilginç. Bir hikayesi var mı ?
Kalandar, Rumi takvime göre ve Karadenizde kocakarı takvimine göre ocak ayına verilen isim. Kalandar ayı, birçok inanışların olduğu bir aydır. O geceye has kutlamalar yapılır. O gecenin sabahı da eve gelecek olan ilk kişinin o eve uğur getirdiğine inanılıyor ve Kalandar gecesi sabahı ahırdaki en küçük hayvanı eve getirip masumiyetinin tüm yılı etkileyeceği de düşünülüyor. Kalandar Soğuğu, insanın en buhranlı olduğu bir zaman dilimi de ifade ediyor. Öykümüzün de kırılma noktası aslında bu. Maden rezervi aramaya başlayan Mehmet’in karar verişi bu zaman dilimine tekabül ediyor.

KalandarSoğuğu-Röp-5OYUNCULAR HALKTAN

Film oyuncuları arasında tanınmış oyuncu yok. Bunun bir sebebi var mı?
Evet. Filmimizde herkes tarafından tanınan bir oyuncu yok. Mevsim şartlarından dolayı doğal ortamı kaldırabilecek ve rolü üstlenebilecek oyuncuyu bulmakta çok zorlandım. Zihnimde oluşturduğum role kimseyi oturtamadım. Sonradan rolün doğallığını yansıtabilecek olan kişiyi halktan seçmem gerektiğini anladım. Bir zamanlar öğretmenim olan Haydar Şişman’ı başrol oyuncusu olarak bir denemek istedim ve rolü doğallığıyla bana yansıtan tek kişinin Şişman olduğunu anladım. Amatör olanlar ya hiç oynayamıyorlar ya da ortaya olağanüstü bir oyun çıkarıyorlar. Çünkü role içlerinden geldiği gibi kendi doğallıklarını da katıyorlar.

Filmi çekerken en çok neyden zorlandınız ?
Filmimizde her şey doğal ve gerçekçi. Oyuncular doğal, ortam doğal, hayvanlar doğal. Kamera önünde oyuncuların ve hayvanların hepsini aynı anda kontrol etmek oldukça zor oldu. Hiçbiri figüran değil hepsi de oyuncu. Doğayla iç içe bir film çekerken her an ne olacağını bilmediğimizden dolayı sürekli yöntem geliştirmek ve değiştirmek zorunda kaldık. Ve bir diğer zorluk ise konforun olmayışıydı. 1700 rakım olan bir köyden 2000 rakımı olan dağa çekime gidiyoruz. Ama bu zorlukları yaşadığımız halde ortaya güzel bir film çıkardığımızı düşünüyorum.

Ağlatayım dersen yapay olur

KalandarSoğuğu-Röp-6Biz Türkler biraz duygusal bir milletiz. Tokyo Film Festivali de dünya çapında yapılan bir festival ve bu festivale dram türünde bir film ile katılıyorsunuz. Türk sinemasının dram anlayışı ile dünya sinemasının dram anlayışı arasındaki farklılık var mı ?
‘Kalandar Soğuğu’ filminde amacım dramı, melodramı ya da trajediyi işlemek değildi. Daha çok dramı insanın gerçekçi duyguları üzerinden üretmeye çalıştım.Bizler toplum olarak farkında olmadan duygularımızı daha soslu kullanabiliyoruz. Filmde kimseyi kandırmadan, abartmadan gerçek duygunun üzerine gitmeye çalışınca tüm dünyadaki duygu aynı hale geliyor. Ortak duygular bu şekilde yakalanıyor. Öyküyü hissettiğiniz şekilde aktarırsanız daha gerçekçi olur ama daha da ağlatayım ya da daha da kızdırayım derseniz o film yapay hale dönüşmeye başlar. Bu sebepten dolayı her zaman hissettiğimi aktarmaya çalıştım.

Daha önce herhangi bir festivale katıldınız mı?
Daha önce kısa metrajlı film ile bir festivale katıldım. Uzun metrajlı filmim için ilk katıldığım festival olucak diyebilirim.

Cannes’a niyet Tokyo’ya kısmet

KalandarSoğuğu-Röp-7Filminizin Karadeniz dağlarından Tokyo Film Festivaline gidiş öyküsünü de dinleyelim…
İlk olarak Cannes Film Festivali’ne başvuruda bulunduk. Filmimiz kısa listeye kadar geldi. Fakat filmimizi tamamlayamadığımız için ana yarışmaya seçilmediğimizi düşünüyorum. Daha sonra Tokyo Film Festivali’nin sürecinde festivale başvurduk. Uzak Doğu’nun bu tarz filmlerle ilgilendiklerini biliyordum ve filmimiz ana yarışmaya seçilen tek Türk filmi oldu. Ana yarışma da “Kalandar Soğuğu” filmi ile dünya sinemasından 16 film yarışacak. Aynı zamanda festivalin gösterim bölümünde, Birol Güven’in “Merdiven Baba” filmi, Emin Alper’in ise “Abluka filmi” yarışacak.

Daha öncelerinde belgesel ve reklam filmi derken sinema dünyasına geçmişsiniz. Bu da ikinci uzun metrajlı filminiz değil mi ?
Çeşitli belgeseller çektim. Fakat belgesel çekerek yaşamımı devam ettiren biri değilim. Yıllarca yönetmen yardımcılığı yaptım. İlk film “Umut Adası” filmiydi. Ama o filmin her aşamasında bulunmadığım için ilk filmim diyemem. “Kalandar Soğuğu” filmi ile uzun metrajlı filme geçişim oldu diyebilirim.

Farklı türde filmler çekmeyi düşünüyor musunuz?
Film anlayışımın içinde çeşitli değişmeler muhakkak olacaktır. Fakat korku ya da komedi çekeceğimi sanmıyorum. Yine bir insan hikayesini anlatan filmler ile devam edeceğim gibi duruyor.

Türk sinemasında daha önceleri komedi filmi yaygınken şu sıralarda korku filmleri yaygın. Sizde bunu göz önüne alıyor musunuz ?
Ben günümüzün trendlerine bakarak film yapmıyorum. Amacım sadece vermek istediğimi ve hissettiğimi izleyiciye verebilmek. Kurgumu gerçekçi olarak seyirciye aktarabiliyorsam amacıma ulaşmış oluyorum.
Kaynak: Ayşe Özleyen / Yeni Şafak

Share
#

SENDE YORUM YAZ

6+6 = ?