• “DOĞU KARADENİZ KUŞLARI” KİTAP OLDU
  • KAÇKAR DAĞLARI MİLLİ PARKI TANITIM FİLMİ
  • EFSANE TÜRKÜ HAYDE’Yİ “DOĞA İÇİN ÇAL”DILAR
  • KARADENİZ’İN EN İYİ 10 TARİHİ YERİ

logo

KARADENİZ’DE BİR SEVDA TÜRKÜSÜ: MAÇKA

MAÇKA-1Ben severim gökyüzüne gri rengin hâkim olduğu günleri. Ancak güneşin renklerini ve sıcaklığını arayıp kendini kasvete kaptıranlar da var.

Eğer bu durumdaysanız sadece insana özgü bir özelliği, hayal gücünüzü devreye sokun ve daha sıcak günler için plan yapın. Kayıtlar Maçka’ya gitmek için en doğru zaman olarak haziran ayını işaret ediyor. İflah olmaz romantikler içinse beyaz bir örtünün yeşili sarmaladığı kış ayları vazgeçilmez bir dekor oluşturuyor. Hele elinizde demli bir çay yanınızda da sevdikleriniz varsa.

Trabzon’dan Gümüşhane’ye giderken yol üstünde. Betona yenilen kısımları olsa da taşlı yollarında hâlâ sarı saçlılar dolaşıyor. Karadeniz’e kıyısı yok ama yine de Karadeniz’in baş eğmez karakteri yansımış insanına. Ama bir o kadar da misafirperver, bir o kadar da dost canlısı ve sohbet aşığı.

Çok eskiye dayanan ve zorlu bir tarihi var Maçka’nın. Milattan önceki dönemlerde Persler’in yönetimindeymiş. Sonraları Pontus, Roma ve Bizans hâkim olmuş bölgeye. IV. Haçlı seferinin ardından İstanbul’dan kaçan Komnenos Hanedanı Trabzon Rum Devleti’ni kurmuş. 1461 yılında ise Osmanlı egemenliğine girmiş. Yeşilin baş döndürdüğü Maçka’nın eski adı “Cevizlik.” Günümüzdeki adını Rumlar’ın dövüşmek için kullandıkları ve “Maçuka” dedikleri sopadan aldığı rivayet ediliyor. İlçenin adı için Kafkas dillerini işaret eden ve kelimenin bu dillerde “iki dağ arasındaki düzlük” anlamına geldiğini söyleyen de var.

Vazelon-ManastırıKAYALARA İŞLENEN GÖRKEM

Sümela’dan daha yaşlı Vazelon Manastırı, hatta bölgenin en eskisi olduğu söyleniyor. Aziz Vaftizci Yahya’ya adanan muhteşem yapı kesin olmamakla birlikte M.S. 3. yüzyıla tarihleniyor. Günümüze ilk halinden oldukça değişerek ulaşmış. Bir zamanlar bölgenin en zengin kilisesi olduğu, hatta geliriyle Sümela’nın yapımını sağladığı, çok uzun yıllar da bölgede güçlü bir konuma sahip olduğu anlatılıyor. Hâlâ görkemli, hâlâ baş eğmez bir görüntüsü var. Bir de insanların vefasızlığı nedeniyle terk edilmemiş olsaydı da onu ziyarete gelenlerin içi burkulmasaydı.

GÜVERCİN EFSANESİ

Aynı tarz kilise mimarisinin bir diğer örneği de Kuştul (Peristera) Manastırı. Devasa bir kayanın üzerinde oturan ve 8. yüzyılda inşa edildiği düşünülen kilise görenlere Sümela’yı da hatırlatıyor. Rivayete göre kilise bir güvercin sürüsü keşişlere yol göstermiş ve kilisenin inşa edildiği yere konmuş. Halk bu efsaneyi anlatırken kilisenin adının Yunanca’da “güvercin” anlamına gelen kelimeden türediği görüşünü eklemeyi de unutmuyor.

BAŞ DÖNDÜREN KOKU

Kuştul Manastırı eskiden bulunduğu köyle aynı ismi taşıyormuş. Köyün şimdiki adı ise Şimşirli. Sadece manastırı görmekle yetinmeyin ve köyde zaman geçirin. Doğanın baş döndüren kokusundan payınıza düşeni almadan da dönmeyin. Gerçek hayatınıza dönmeden önce tabiatın nimetlerinden yararlanmak için mağaralarıyla ünlü Akarsu Köyü ile şimdiki adı Yazlık Köyü olan Livera’ya da vakit ayırmanızı öneririm.

DOĞA VE TARİH BİR ARADA

Karadeniz ülkenin en yeşil bölgesi olarak bilinir. Maçka’daki Altındere Milli Parkı ise doğa ve tarihi bir arada sunan bir yer. Yaklaşık 4 bin 500 hektarlık alan1987 yılında milli park kapsamında koruma altına alınmış. Aslına bakarsanız “koruma altına alma” fikri canımı çok acıtıyor. Dünyanın cennet köşelerini insanoğlundan kanun zoruyla değil gönül hoşluğuyla koruduğumuz günler de gelecek elbette deyip başlayalım parkı gezmeye. Altındere doğanın kendisiyle dost olanlara neler sunabileceğinin de elle tutulur, gözle görülür kanıtı. Bitki çeşitliliği yüksekliğe ve mevsime göre değişiyor. Ortaya çıkan görüntü ise her derde deva olan, hayat uzatan türden.

ŞomlaYaylasıŞOLMA YAYLASI’NDA YEŞİLİN FARKLI TONLARI

Tamamen dağlık ve engebeli bir yerdesiniz. Çam ağaçlarının hâkimiyetindeki bir dere yatağı ev sahipliği yapıyor Trabzon’un bu güzelliği ile dillere destan, türkülere konu ilçesine. Yokuşlarda yürümenin kestiği nefesinize bol oksijenli tertemiz hava hayat verecek. Sahip olduğu yaylalar turizmden pay almasında önemli rol oynuyorlar.

DİK BAŞLI DAĞ ÇİLEKLERİ

Merkeze yaklaşık 25 kilometre uzaklıktaki Şolma Yaylası bunlardan biri. Ulaşmak için kat etmeniz gereken güzergâhtaki ormanların güzelliği yolun bozuk kısımlarından şikâyet etmenizi engelliyor. Yeşilin onlarca farklı tonuna eşlik eden rengârenk ve dik başlı dağ çiçekleri yaylada konaklama sorunu olduğunu unutturuyor olmalı ki Şolma doğayla bütünleşmekten keyif alanların akınına uğruyor.
700 metre yüksekteki yaylanın alt yapı çalışmaları tamamlanmış durumda, kamp yapmak isteyenlere duyurulur.

PROGRAMINIZI ŞİMDİDEN YAPIN

Eğer yolculuğunuz temmuz başına denk geliyorsa Lişer Yaylası Soğuk Su Şenlikleri’ne gidin. İlçe merkezinden 20 kilometrelik bir yolculukla ulaşacağınız yayla, deniz seviyesinden 2 bin metre yükseklikte ve dünyada huzur sözcüğünün gerçek karşılığını bulduğu yerlerden biri. Şolma Yaylası’na göre tesis bakımından daha donanımlı. Ağustos ayı ise Mağura Yaylası’na ait.

KEYFİNİ ÇIKARIN

Bu ayın ilk pazar günü yayla şenlikleri düzenleniyor. Katılın, keyfiniz artsın. Karadeniz’deki tüm yaylalar gibi Maçka’daki her bir yayla nefes kesen güzelliğe sahip. Vaktiniz çerçevesinde Kiraz ve Kulin Dağı yaylaları ile diğerlerinin de keyfini çıkarın. Tüm güzelliklerine rağmen göründükleri kadar masum değil yaylalar, tecrübeyle sabittir ki hayatınızı altüst etme gücüne sahipler. Bana göre yaylalara çıkmanın en tehlikeli taraflarından biri ne biliyor musunuz? Büyük şehre döndüğünüzde içtiğiniz suların tadını beğenmez olmak. Bir diğeri ise temiz hava sayesinde dizginleyemediğiniz iştahınız.

sümelaçevreciproje2VADİYE TEPEDEN BAKAN SÜMELA MANASTIRI

Yüzyıllardır Altındere Milli Parkı’nın bulunduğu vadiye tam 1150 metre yükseklikten bakan görkemli bir eser, Sümela Manastırı. M.S. 4. yüzyılda inşa edilen manastır aslında bir kompleks yani manastır ve kilisenin dışında öğrenci odaları, kütüphane, mutfak, erzak odaları, mahzenler, ayazma ve su kemerlerinden oluşan yapılar bütünü.

AZMİN SİMGESİ

Efsane iki keşişin birbirlerinden uzakta aynı rüyayı görmesini ve rüyalarında gördükleri yerdeki mağarayı genişleterek ilk kilisenin oluşmasını sağlamalarını anlatıyor. Sonraki yüzyıllarda kilise yapılan eklemelerle daha da büyütülmüş. Mela (Eski Yunancada Kara) Dağı’nın üzerine inşa edilen manastırın adı Yunancada “Kara Dağın Meryem’i” anlamına geliyor.

İnsanoğlunun hoşgörüsüzlük nedeniyle çektiği acıların simgesi olduğu kadar bence insan azminin ve yaratıcılığının da göstergesi.

Duvarlarındaki olağanüstü freskler için ne söylenebilir… Sadece bir kısmı günümüze sağlam ulaşabilmiş. Buna sevinmek ya da üzülmekse nereden baktığınıza bağlı.

Kaynak: Zahide Bilsay- Bugün Gazetesi

Share
#

SENDE YORUM YAZ

5+4 = ?