• “DOĞU KARADENİZ KUŞLARI” KİTAP OLDU
  • KAÇKAR DAĞLARI MİLLİ PARKI TANITIM FİLMİ
  • EFSANE TÜRKÜ HAYDE’Yİ “DOĞA İÇİN ÇAL”DILAR
  • KARADENİZ’İN EN İYİ 10 TARİHİ YERİ

logo

KİRLENMEYE KARŞI DUYARLILIK ARTIRILMALI

KTÜ Deniz bilimleri ve Teknolojisi Enstitüsü Müdürü Prof. Dr. Muhammet Boran “Karadeniz’de sıkı AB politikalarına bağlı olarak kirlenmede azalma söz konusu” dedi


ab-karadeniz2Bazı görsel ve yazılı medya kuruluşlarına yansıyan Karadeniz’de kirliliğin azaldığı haberleri üzerine Günebakış Gazetesi, Karadeniz’de kirlenmenin boyutları hakkında güncel bilgileri edinmek için KTÜ Deniz bilimleri ve Teknolojisi Enstitüsü Müdürü Prof. Dr. Muhammet Boran’la bir röportaj gerçekleştirdi.

İşte o röportajdan çıkan çarpıcı konular;

 

KİRLİLİK ŞU ANDA ULUSLARASI NORMLARA YAKIN

 

Sayın Boran, Karadeniz’deki kirlilik son yapılan araştırmalar ışığında ne durumda? Kirlilik ölçümlerini hangi kurumlar yapıyor?

Boran: Karadeniz’de kirlilik ölçümleri, KTÜ Sürmene Deniz Bilimleri Fakültesi, İstanbul Üniversitesi Su Ürünleri Fakültesi, Ondokuzmayıs Üniversitesi Su Ürünleri Fakültesi, diğer su ile ilgili enstitüler ve Çevre Bakanlığı tarafından yapılmaktadır. Geçmişte zengin biyolojik çeşitlilik ve balık potansiyeline sahip olan Karadeniz ekosisteminde son otuz yılda, insanların faaliyetlerinden kaynaklanan kirlilik oldu. Karadeniz ekosistemini etkileyen en önemli problemlerden biri kıyı bölgelerinde ve özellikle Kuzeybatı kıta sahanlığında gelişen ötrofıkasyon olayıdır. Bu problem Karadeniz’e çeşitli yollarla ulaşan azot ve fosfor miktarının artışından kaynaklanıyor. Bunun sonucu özellikle Kuzeybatı Karadeniz’de kıyıya yakın alanlarda alglerde aşırı şekilde gelişim oldu ve deniz tabanına yakın bölgelerde oksijen yetmezliği ortaya çıktı . Son yirmi yılda petrol kirliliğinin de Karadeniz’de önemli problemlerden biri olduğu söylenebilir.

Karadeniz’de en yüksek değer 25.5 mg/L olarak ölçülmüştür. Özellikle insanların etkisinin yoğun olduğu kıyı bölgeleri ile petrol taşımacılığının yaygın olarak yapıldığı Odessa, Novorossiyks ve İstanbul gibi limanları birbirine bağlayan hatlar boyunca petrol kirliliğinin varlığı saptandı. Kuzeybatı Karadeniz’de yapılan çalışmalarda yüksek ağır metal düzeyleri daha çok kıyıya yakın bölgelerde belirlendi bu da metal kirliliğinin daha çok karasal kaynaklı olduğunu gösteriyor. Aynı bölgeden alınan sedimentlerde ağır metal düzeylerinin müsaade edilen en yüksek değerlerin üzerinde olduğu görülmüştür. Güneydoğu Karadeniz’de yapılan çalışmalarda deniz suyundaki metal düzeylerinin Su Kirliliği ve Kontrolü Yönetmeliği’ndeki deniz suyunun genel kalite ölçütlerinde verilen değerleri aşmadığı görülmüştür. Çernobil kazası sonrası Karadeniz’in su kolonunda ( yüzey-50 m) Cs miktarı kaza öncesine göre artmıştır. Tuna ve Dinyeper nehirleri Karadeniz’in su kolonunda 90Sr miktarını önemli oranda artırdı. Karadeniz, 2000 yılında yapılan sıralamada dünya denizleri içerisinde su kolonundaki en yüksek radyoaktif sırada yer almasına rağmen, antropojenik kökenli radyonüklid seviyesinin insan sağlığını etkileyecek düzeyde olmadığı belirlendi.

TUNA HAVZASI ÜLKELERİ KİRLENMEDE BAŞI ÇEKİYOR

 

Karadeniz’in kirlenmesine yol açan en önemli faktörler nelerdir? En çok hangi ülkeler kirletiyor?

Boran: Bu kirlenmede pek çok etmen var; doğal olaylar sonucu deniz ortamında meydana gelen olumsuzluklar ve insanların oluşturduğu atıkların direkt veya dolaylı olarak deniz ortamına deşarj edilmesi kirlenmeye neden oluyor. Kıyı alanlarındaki yapılaşmalar, şehirlerden ve tarım arazilerinden yüzey akışı ile taşınan kirleticiler de bu kirlenmede pay sahibi. Diğer yandan deniz taşımacılığı, balıkçılık, petrol arama, deniz altı araştırmaları vb. sebepler de kirlilik nedeni. Deniz taşımacılığında gemilerin bıraktıkları atık maddelerde ciddi bir kirlenme nedeni olarak göze çarpıyor. Bunun denetimi yapılarak denizi kirleten gemilere çeşitli yaptırımlar uygulanmalı.

Bir diğer neden ise atmosferik yollarla taşınan kirleticiler ve katı atıklar, bunları daha çok iç bölgelerden akarsular ile taşınan atıklar oluşturuyor. Özellikle Karadeniz’in kirlenmesinde en önemli etken akarsular yoluyla taşınan kirleticilerdir. Tek başına Tuna Nehri Karadeniz’e boşalan diğer tüm nehirlerden daha çok kirletici maddeyi bu denize taşımaktadır. Dolayısıyla Tuna havzası ülkelerinin Karadeniz’in kirlenmesinde önemli payı olduğu söylenebilir. Diğer yandan Romanya, Bulgaristan gibi ülkelerin AB’ye girmesiyle birlikte uyguladıkları sıkı çevre politikaları sonucu kirlenmede azalmalar oldu.

ab-karadeniz3

KARADENİZ’DEKİ CANLI TÜRLERİNDE ÇOK CİDDİ AZALMA VAR

 

Bu kirlenmenin balıkçılığa, diğer deniz canlılarına ve çevreye ne tür etkileri olur?

Boran: Geçmişte Karadeniz’de 26 olan ekonomik balık türü sayısı bugün altıya düşmüştür. Mersin balıkları, mahmuzlu camgöz, çaça, kefal, lüfer, izmarit vb gibi bazı balık türlerine artık Karadeniz’de pek rastlanmıyor. Karadeniz balıkçılığında önemli yeri olan hamsinin daha önce yumurtlama sahası olan Kuzeybatı Karadeniz’in su kalitesinde, Tuna, Dinyeper ve Dinyester nehirlerinin taşıdığı kirletici maddeler nedeniyle önemli düzeyde bozulmalar meydana geldi. Bu hamsinin yumurtlama alanlarını değiştirdi. Kuzeybatı kıta sahanlığında bazı alanlarda oksijen seviyesinin canlı yaşamını etkileyecek düzeyde azalması, zemine ve zemine yakın tabakalarda oksijen seviyesinin düşmesi ya da suda hiç oksijen bulunmaması canlı yaşamını yok etti. Ayrıca derindeki suyun yüzeye taşınması ile zeminden yüzeye çıkan hidrojen sülfür içeren anoksik sular bütün su kütlesinde yaşayan canlıları olumsuz etkiliyor. Suyun ışık geçirgenliğinde belirgin bir azalma oldu ve bu durum bentik alglerin gelişimini önemli derecede engelledi. Plankton topluluklarının kalitatif ve kantitatif yapılarında değişiklikler meydana geldi.

Örneğin son 30 yıl içerisinde diatomların dinoflagellatlara oranı birçok bölgede değişmiştir. Çok sayıda zooplankton türünün biyokütlesinde önemli azalmalar oldu. Karadeniz’de ekonomik değeri fazla olan balıkların pelajik olarak yumurtadan çıkmakta ve yaşamlarına plankton olarak başlamaktadır. Balık larvalarının hayatta kalabilmeleri plankton popülasyonlarına bağlıdır. Bu nedenle plankton biyomasında oluşan bir değişiklik balık popülasyonlarını da önemli derecede etkililiyor. Bir de şu konuya değinmek istiyorum bazı medya organlarında Karadeniz’de avlanan balıklar kanser yapıyor diye spekülatif haberler çıkıyor. Bunun dayandırıldığı nokta balıklardaki ağır metaller, özellikle dip balıklarındaki kadmiyum, kurşun, civa, bakır, demir vb. ağır metaller. Ancak bizim fakültemiz ve enstitümüz tarafından yapılan çalışmalarda balıklardaki ağır metal düzeylerinin Türk Gıda Kodeksi ve uluslararası kodekslerde verilen limitleri aşmadığı görülmüştür. Dolayısıyla ağır metal kirliliği yahut diğer ilaç kalıntıları açısından balıklarımızın tüketilmesinde herhangi bir sıkıntı söz konusu değildir.

KİRLİLİĞİ AZALTMAK İÇİN KIYI ÜLKELERİ İŞBİRLİĞİ YAPMALI

 

Kirlenmenin önlenmesi için tür çalışmalar, tedbirler alınmalı, bu konuda ülkemizdeki ilgili kurumlara neleri önerirsiniz?

Boran: Öncelikle Karadeniz’in kirliliğe karşı korunmasına yönelik yapılan uluslararası işbirlikleri artırılmalı. Deniz kirliliği araştırmalarına ağırlık verilmeli, özellikle izleme çalışmalar yapılmalı. Sanayi ve evsel nitelikli atık suların arıtılarak denize deşarj edilmesi veya yerine göre derin deniz deşarj sisteminin uygulanması lazım. Özellikle katı atıkların denize dökülmesi engellenmelidir. Tarım arazilerinde inorganik gübre ve pestisit kullanımı bilinçli ve kontrollü yapılmalı. Organik tarıma her türlü destek sağlanmalı, atık gazlar filtre edilmeli, sahil yapılaşmaları önlenmeli, limanlarda atık alım tesisleri yapılmalı ve bunların tam işlevsel olarak çalışması sağlanmalıdır. Atıkları azaltmak için geriye dönüşüm uygulamasının yaygınlaştırılması gerekir.

Denizleri kirletenlere ilgili kanun ve yönetmeliklerde belirtilen yaptırımlar uygulanarak caydırıcılık sağlanmalıdır. Denizlerimizden geçiş yapacak olan gemilerin uluslararası standartlara uygunluğu denetlenmelidir. Deniz kazaları için acil müdahale birlikleri ve planları hazırlanmalıdır. Böylece yetki karmaşası ve karışıklıklar en minimum düzeye inecektir. Konuyla ilgili TÜBİTAK tarafından bir acil müdahale planı hazırlandı.

HALK KİRLİLİK KONUSUNDA YETERİNCE DUYARLI DEĞİL

 

Halkın ve balıkçıların bu kirliliğe olan duyarlılığı, yaklaşımı nasıl.?Bu konuda bilinçliler mi?

Boran: Karadeniz’in kirliliği bölgesel bir sorun olmaktan çok uluslararası bir sorun niteliği taşıyor. Tabi ki Karadeniz havzasında yaşayan her toplumun Karadeniz’in kirlenmesine karşı duyarlı olması gerekir. Türkiye’de çevre politikaları konusunda son 40 yılda bazı adımlar atılmış olmasına rağmen, bütünlükten yoksun ve kararlılığı olmayan bu politikaların çevre koruma açısından pek tatmin edici olduğu söylenemez. Ayrıca çevre yasalarında çevreyi kirletenlere ve bu konuda yükümlülüklerini yerine getirmeyenlere uygulanması gereken yaptırımlar uygulanmıyor.

Çevre politikalarında son yıllarda dikkat çeken başka bir olumsuzluk da giderek artan merkezileşmedir. Dolayısıyla son yıllarda özellikle çeşitli sivil toplum örgütlerinin katkılarıyla azda olsa bilinçlenen halkın ve balıkçıların Karadeniz’in kirlenmesine yönelik duyarlılığının çok fazla bir anlamı olduğu söylenemez. Çünkü denizlerin kirlenmesinin önlenmesinde kamu politikalarının rolü son derece önemlidir. Çevre ile ilgili hedef, çevre kirliliğinin ortadan kaldırılması değil, kirliliği önleme ve çevrenin korunup sürdürülebilir kullanımının sağlanmasıdır. Az da olsa çevre konusunda bilinçlenen halkımızın özellikle devlet tarafından yapılan çevre tahribatlarına karşı çok tepkili olduğu söylenemez.

VATANDAŞLAR KİRLİLİK KONUSUNDA BİLGİLENDİRİLMELİ

 

Bu kirlenmeye karşı halkın ve devletin duyarlılığını artırmak için tür projeler yürütülmeli?

Boran: Karadeniz’i koruma ülkemizin çevre politikaları içerisinde yer almalı. Halkın çevre kirliliğine karşı daha duyarlı olması için sivil toplum örgütlerinin, halkı bilinçlendirmede daha aktif bir rol üstlenmeleri gerekiyor. Bu konuda halkın bilinçlenmesine yönelik projeler yapılmalıdır. Özellikle geri dönüşüm ve organik tarıma yönelik projeler destelenerek kirletici kaynaklar azaltılmalı.

Karadeniz’in kirlenmesine yönelik belgeseller hazırlanarak toplum hem bilgilendirilmeli, hem de bilinçlendirilmelidir. Burada bizim ülkemizin dezavantajı otoritenin merkezileşmesi sonucu erken karar alınmasının önüne geçilmesidir, bu konuda yerel yönetimlere de bir takım yetkiler tanınmalı. Halkımıza, denizlerin atık maddelerin atılacağı ortamlar olmadığı anlatılmalı. Sağlıklı bir çevrede yaşamak her vatandaşımızın hakkı olduğu bilinciyle, bütün vatandaşların duyarlı olması gerektiği hissinin aşılanması gerekiyor.

KİRLENMENİN ÖNLENMESİ İÇİN ULUSLARARASI İŞBİRLİĞİ ŞART

 

Gelecek için Karadeniz’deki kirlenme ilgili öngörünüz nedir?

Boran: Yaklaşık 160 milyon kişiyi barındıran Karadeniz havzasında geçmiş yıllarda deniz kirliliğinin önemli boyutlara ulaşması uluslararası işbirliğini gerekli hale getirmiştir. Bu kapsamda, kıyıdaş ülkeler tarafından hazırlanan Bükreş Sözleşmesi 21 Nisan 1992 tarihinde imzalanmış ve 15 Ocak 1994 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Sözleşmeye, Türkiye, Bulgaristan. Gürcistan, Romanya, Rusya Federasyonu ve Ukrayna taraftır. Bükreş Sözleşmesi’nin 17. maddesi, Karadeniz’in Kirliliğe Karşı Korunması Komisyonu’nun kurulmasını ve Komisyonun bir daimi Sekretaryasının olmasını öngörüyor.

Karadeniz Komisyonu, kıyıdaş ülkelerle Karadeniz’de ekosistemin bozulması ile mücadele etmek, biyo çeşitlilik kaybını önlemek, ortak proje ve faaliyetler gerçekleştirmek amacıyla 15 Aralık 2000 tarihinde kuruldu.Böylece Karadeniz’in Kirliliğe Karşı Korunması Sözleşmesi çerçevesinde uluslararası işbirliği ve Karadeniz’in Korunması için Stratejik Eylem Planı hazırlandı. Bu ulusal ve bölgesel çabalar Karadeniz’de iyileşmenin ilk işaretlerini verdi. Kirletici kaynaklardan Karadeniz’e gelen kirlilik yüklerinde azalmalar oldu. Son yıllarda Karadeniz’e deşarj edilen kirli atık su miktarı düştü. Diğer yandan, Karadeniz’e bulaşan petrol miktarı azalma eğilimindedir. Karadeniz’de ötrofıkasyona neden olan azot ve fosfor düzeyinde de düşüşler kaydedildi. Karadeniz su havzasında ağır metal, klorlanmış organik bileşikler ile radyoaktif elementlerin düzeyleri günümüzde küresel boyutta önem arz edecek oranda değildir. Karadeniz’de plankton patlamalarının ağırlığı geçmişe göre azalmıştır.

Ancak Karadeniz ekosisteminde az da olsa görülen bu iyileşme, ekosistemin 1960’lı yıllardaki durumuna geri döndüğü anlamına gelmez. Kirleticilerin küçük de olsa artması ekosistemin iyileşmesini durdurabileceği gibi geçmişten daha kötü duruma düşmesine de neden olabilir. Tabi ki çok uzun sürecek bu iyileşme sürecinin kalıcı olabilmesi için Karadeniz’in kirlenmesine karşı alınan tedbirler artırılmalıdır.

Kaynak: Günebakış

Share
#

SENDE YORUM YAZ

10+1 = ?