• “DOĞU KARADENİZ KUŞLARI” KİTAP OLDU
  • KAÇKAR DAĞLARI MİLLİ PARKI TANITIM FİLMİ
  • EFSANE TÜRKÜ HAYDE’Yİ “DOĞA İÇİN ÇAL”DILAR
  • KARADENİZ’İN EN İYİ 10 TARİHİ YERİ

logo

KARADENİZLİ ARA GÜLER SON YOLCULUĞUNA UĞURLANDI

Tedavi gördüğü hastanede 90 yaşında vefat eden ve aslen Giresun’un Şebinkarahisar ilçesinden olan duayen foto muhabiri Ara Güler son yolculuğuna uğurlandı.


Karadenizli Ara Güler son yolculuğuna uğurlandı. Tedavi gördüğü hastanede 90 yaşında hayata gözlerini yuman duayen foto muhabiri Ara Güler için Galatasaray Meydanı’nda tören düzenlendi. Galatasaray Meydanı’nda gerçekleştirilen tören öncesinde Beyoğlu Belediyesi’nce bir platform kuruldu. Ara Güler’in fotoğrafları ile Güler’in hayatını anlatan bir film platforma kurulan ekrandan gösterildi. Meydana “Güle güle büyük usta, seni asla unutmayacağız!” ve Güler’in “Yaşam size verilmiş boş bir filmdir. Her karesini mükemmel bir biçimde doldurmaya çalışın.” şeklindeki sözlerinin yer aldığı büyükçe bir poster asıldı. 

Ara Güler’in Türk bayrağına sarılı naaşı da platforma getirildi. Karanfillerin yer aldığı platformda, mumlar yakıldı. Yakınları ve foto muhabirleri naaşın başında bir süre nöbet tuttu. Bir yakını tarafından getirilen Ara Güler’in fotoğraf makinesi çantası da tabutun başına konuldu. Ara Güler için saygı duruşunda bulunuldu. Daha sonra sahnede duduk ve keman sanatçıları, “Dle yaman”, “Sarı Gelin” ve “Grunk” türkülerini seslendirdi.  

Bu arada, Duayen foto muhabiri Ara Güler’in cenazesine memleketi Giresun’un Şebinkarahisar ilçesinden toprak ve karayemiş gönderildi. Ara Güler’in baba ocağı Yaycı köyünden gönderilen toprak, mezarına döküldü.

İşte Ara Güler’in Babası İle Memleketi Giresun’a Ziyaret Hikayesi

Aslen Giresun’un Şebinkarahisar ilçesinden olan duayen foto muhabiri Ara Gürel, katıldığı bir televizyon programında, babası ile memleketine ziyaret hikayesini şöyle anlatmıştı:

“Bir gün babam, ‘Dünyanın her yerine gidiyorsun, babanın köyünü merak etmiyor musun?’ dedi. ‘Hadi gidelim’ dedim. Giresun’a gittik, Giresun’dan Şebinkarahisar’a araba tuttuk. Oradan Yaycı köyüne gittik. Babam doğduğu evi aradı, bulamadı. Kiliseyi aradı, bulamadı. Mezarlığı tarla yapmışlar. Çocukken yüzünü yıkadığı üç gözlü bir çeşme vardı, o kalmış. Oraya götürdüler, yüzünü yıkadı.

‘Çocukken anam beni dövenin üzerine koyar, dolaştırırdı’ dedi. Hemen köylüler döven kurdu, babamı da içine koydular, döndü. Ben de fotoğraf çektim. Baktım, babam ağlıyor. 6 yaşında bıraktığı köyüne benimle beraber dönünce çocukluğu aklına gelmiş. Sonra, Sivas’a dönmek için araba tuttuk. Yolda giderken ‘Ah, unuttum’ dedi. ‘Buranın karayemişleri meşhurdur. Anam beni İstanbul’a mektebe gönderirken yanıma torba içinde yemişler vermişti, onları yiyerek gelmiştim. Benim memleket sevgim, yemişle başlar. Geri dönüp alalım’. ‘Baba, gözünü seveyim, 100 kilometre yol geldik. Şimdi yemiş için 100 kilometre geri gideceğiz, 100 kilometre tekrar bu tarafa geleceğiz, sabah olacak. Başka sefer alırsın’ dedim. İstanbul’a döndük.

Babam vefat etti. Cenazeye gideceğimiz gün evin kapısı çaldı. ‘Kimsiniz’ dedim, ‘Dacat Güler’i arıyoruz’ dediler. ‘Dacat Güler’i kaybettik, şimdi cenazeye gidiyoruz, isterseniz siz de gelin’ dedim. Meğer gelenler, köyde bizi gezdiren köylülermiş. Yanlarında da bir sandık vardı. Baktım, karayemiş getirmişler. Babamın almak istediği, hasretini çektiği karayemişler. Çocukluğunda yediği, kokusunu aldığı, kendi memleketinin yemişleri. Hepsini ceplerime doldurdum, ceplerim şişti. Öyle gittim cenazeye. Tam babamı toprağa koyacaklar, ‘Açsanıza tabutu’ dedim, açtılar, döktüm yemişleri. Babamı çocukluğunun yemişleriyle birlikte gönderdim öteki dünyaya.”

Share
#

SENDE YORUM YAZ

4+6 = ?