• KAÇKAR DAĞLARI MİLLİ PARKI TANITIM FİLMİ
  • EFSANE TÜRKÜ HAYDE’Yİ “DOĞA İÇİN ÇAL”DILAR
  • KARADENİZ’İN EN İYİ 10 TARİHİ YERİ
  • KARADENİZ’İ BİR DE BÖYLE İZLEYİN

logo

01 Ağustos 2014

RESUL DİNDAR İLE RÖPORTAJ

Bazı insanların yüzleri hikayelerini ele verir,  onların bakışlarında pek çok sorunuzun cevabını bulursunuz. Karadenizli müzisyen Resul Dindar da  onlardan biri. Mavi gözlerinde sevinciyle, hüznüyle, heyecanıyla durmadan dalgalanan bir denizi görmemek, yaşadığı coğrafyayı hissetmemek imkansız. Şarkı söylemeye başladığında, Karadeniz’e giden bir aracın pencere kenarındaki koltuğunda yerinizin ayrıldığını hissedersiniz, yol boyunca o pencereden yüreğinizden dökülenleri görürsünüz. Müzikseverlerin “Karmate” grubuyla tanıdığı 31 yaşındaki Karadenizli müzisyenin ilk albümü “Divane” kısa bir süre önce yayınlandı. Çıkar çıkmaz en çok satanlar listesine giren albümün lansman konseri bu gece saat: 20.30’da Bostancı Gösteri Merkezi’nde yapılacak.  Konser öncesi Resul Dindar ile buluşup sohbet ettik…

Hikâyeniz, Karadeniz’in neresinde başlıyor?

Artvin-Hopa doğumluyum ve yaşamımın yirmi beş yılını, kendimi var edebildiğim en mühim zamanını orada geçirdim.

Nasıl bir ortamda geçti o yıllar?

Yaşadığımı hissedebileceğim kadar doğal, özüyle güzel ve kıymetli olan; yaylasıyla, deresiyle, balığıyla, insanıyla, kültürüyle gerçekten kendimi şanslı hissettiğim bir memlekette büyüdüm.

Etrafınızdakilerin “bu çocuk büyüyünce kesin sanatçı olacak” dediği çocuklardan biri miydiniz?

Belki bu şekilde fazlaca ifade edilmedi ama ilkokulda öğretmenim, evde dedem, askerde komutanlar, arkadaşlar fırsat buldukça benden şarkı söylememi isterlerdi.

Ailenizde müzikle ilgilenen başka kimse var mı?

Profesyonel anlamda yok, fakat enstrümanlara, müziğe ilgili bir ailem var diyebilirim.

Ciddi anlamda şarkı söylemeye ne zaman başladınız?

Memleketim Hopa’dayken çeşitli cafe, barlarda sahne alıyordum. Aslında serüvenin asıl başlangıcı, 2005 yılında İstanbul’a gelişimle oldu. “So Bulurt” adında, müzisyen arkadaşlarımla kurduğum ilk grup, konserler verme anlamında müzik dünyasına ilk adım atışımdı.

Sonra ne oldu?

Fazla uzun sürmedi, dağılma süreci yaşadık ve ardından Karmate grubunun kuruculuğunu ve solistliğini üstlendim. Beş yıl birlikte müzik yaptık ve “Nani” ve “Nayino” adında iki albüm çıkardık.

RES2

“Karmate” ne anlama geliyor?

Lazca’da “değirmen” anlamına geliyor. Karadeniz’de değirmenlerin önemi büyüktür; karşılığı emek, paylaşım, beraberliktir. Biz de müzikle ilgilenen sekiz kişi olarak bir araya gelmiştik ve bu anlayışla değirmen oluşmuştu.

Grup özellikle Karadenizliler tarafından çok sevildi. Neden ayrıldınız gruptan?

Karmate bir oluşumdu. Ben kendi adıma, inançlarım, hedeflerim ve yürüdüğüm yol adına orada misyonumu tamamladığımı düşündüm. Daha kendim olabileceğim, yüreğimle adımlar attığımda sekiz kişinin değil de, yanlışıyla doğrusuyla kendi sorumluluğumu yürütebileceğim bir yol istedim. Benim değirmenim, benim karmatem artık kendi özgürlüğünde, gönlümün özünden geldiğince dönmeliydi.

“Divane” albümü nasıl çıktı ortaya?

Karmate’den ayrıldıktan sonraki dönemimi en iyi anlatan isim ve eser oldu “DİVANE”. Çünkü ayrılışımın ardından yönümü bulma aşamasında, kendimi anlatma  konusunda divaneydim belki de. Ardından yola koyuldum ve gruptan birlikte ayrıldığım arkadaşlarım, yeni dâhil olan müzisyen dostlarımla gönül verdik bu albüme.

Nasıl bir çalışma oldu?

Aranjörlüğünü Muhterem Sur, müzik yönetmenliğini Cem Sait Arslantunalı gerçekleştirdi. Albümde onsekiz eser yer alıyor. Türkçe, Lazca, Hemşince ve Gürcüce dillerinde; hemen hemen Karadeniz’in tüm bölgelerine dokunmayı istediğim bir çeşitlilikle seçtim eserleri.

Albüm çıktığı hafta en çok satanlar listesine girdi. Bu sizi şaşırttı mı?

Ben bu yola çıkarken “olsa da olmasa da gönlümün doğrultusunda inandığım yolda yürüyeceğim” demiştim. Albümün bu denli sevilmesi elbette çok mutlu etti beni. Demek ki aynı derenin balıkları, aynı doğanın insanıymışız; renklerimiz, dillerimiz farklı olsa bile gönüllerimiz birmiş.

Sizi hep Kazım Koyuncu ile karşılaştırmalarına, sesinizi benzetmelerine ne diyorsunuz?

Aynı kültürün sesi oluşumuzdan kaynaklanıyor büyük ölçüde. Kazım Koyuncu bizlere ve daha nice gelecek nesillere açtığı yolla ayrı bir yerdedir gönüllerimizde; bu anlamda tektir, kimse Kazım Koyuncu olamaz. Benzetiliyor olmak Karadeniz’in doğasından, aynı topraktan gelmemizdendir.

Bu sizi rahatsız ediyor mu?

Ben sadece şunun algılanmasını istiyorum. Her birey, her sanatçı kendi değeriyle vardır ve var olmalıdır. Kimse kimsenin yerine geçmemeli, geçemez de zaten bu haksızlık olur. Teşekkür ediyorum beni bu denli sevdikleri için ama bu anlamda bir karşılaştırma, yerine koyma durumu yanlış olur.

Hiç biraraya gelmiş miydiniz?

Kazım Abi’yle bir gönül bağı dışında akrabalığımız da var zaten. Yaşamında bir araya geldiğim zamanlardan ziyade sahnede gözlerimi kapattığım her an onunla birlikteyim, onu duyuyorum ve hissediyorum diyebilirim.

Karadeniz sizin için ne ifade ediyor?

Sadece bir coğrafi bölge değil, bütünüyle bir yaşam biçimi, anlayabilene içinde felsefe barındıran bir bütündür bence Karadeniz. Beni var eden, yüreğime işleyen, çocukluğum, sevdam, sesim, memleketim, varlığım, zenginliğimdir Karadeniz ve daha birçok şey…

Şu an nerede yaşıyorsunuz?

İstanbul’da yaşıyorum. Stüdyo, konserler dahası şartlar dolayısıyla bu şehirde olmam gerekiyor.

Karadeniz’den ayrı olmak sizin için zor değil mi?

Alışması, adapte olması güç fakat benim yaşama dair edindiğim duruş “bulunduğun yere göre değişme, bulunduğun yeri değiştir.” anlayışı olduğu için uzakta olsam da, içimde yaşattığım Karadeniz’i günlük yaşamımda zaten hissediyorum. Uzakları yakın etmeye çalışıyorum işte türkülerle, çok darlanınca “Yağarsa yağmur yağar, ben zaten ıslanmişim” diyorum.

İstiklal Caddesi’nde yürürken bir kemençe sesi duyduğunuzda ne hissediyorsunuz?

Aşinalık; farklı bir ortamda, beklenmedik bir zamanda karşınıza çıkınca başta heyecanlanıyorsunuz. İşte İstiklal Caddesi’nde bir kemençe sesi, tulum sesi, Karadeniz ezgisi duymak ve başkalarının da duyuyor olduğunu bilmek mutlu ediyor, gurur duyuyor insan.

Karadenizliler genelde biraz sinirli olur. Sizin de sinirli, hırçın taraflarınız var mı?

Karadeniz’in sularında herkes yüzemez, fırtınası serttir alışık olmayanı çarpar. Yaşam koşulları mücadele gerektirdikçe insanın kişiliğine, tavrına da işleniyor her doku. Ben de Karadeniz’den az da olsa hırçınlığı, siniri almışım tabii. Denizimiz gibi dalgalanırız biz de. Çok hareketli ve heyecanlıyımdır, çok fazla sabit duramam yerimde. Sahnede bile durgunlaştıklarını sezdiğimde seyircilere “darlanan var mi?” diye takılıyorum.

Konserleriniz çok büyük ilgi görüyor. Sahnede nasılsınız?

İnsanlar özlem duydukları memleketi bir nebze de olsa türkülerle yaşıyorlar. Bir yayla havası alıp geliyorum ben de bir destan söylerken sahnede, memlekette gibi coşku doluyorum horona ses verirken. Böyle hissettiğim için dinleyiciye yansıyor demek ki, geliyorlar Karadeniz’e birlikte ses oluyoruz. 

Röportaj: Çağlar Yerlikaya/SABAH

Share
#

SENDE YORUM YAZ

2+5 = ?